ADALET, YORUMLA DEĞİL, KURALLA İŞLER

5-6 ay önce, Kahramanmaraş’ta kamuoyunu yakından ilgilendiren bir dosyayı haberleştirdik. İstiklal Üniversitesi’nde görev yapan bir erkek öğretim görevlisinin, bir kadın memura yönelik ısrarlı takip suçundan yargılandığı ve mahkemeler tarafından önce 1 yıl, ardından 1 yıl 6 ay ve 2 ay elektronik kelepçe ile izleme cezasına çarptırıldığı kararlarını olduğu gibi kamuoyuna aktardık.

***

Biz yorum yapmadık. Biz hüküm vermedik. Biz sadece mahkemenin verdiği kararları yazdık. Ancak ne olduysa bundan sonra oldu.

***

Ceza alan şahıs, adliyeye giderek kendisini “mağdur” gibi gösterdi. “Ben saygın bir akademisyenim, hakkımda böyle bir dava bile yok” diyerek mahkemeyi ikna etti ve haberlerimizin kaldırılması yönünde karar aldırdı. Biz de yargı kararına saygı duyduk, haberlerimizi kaldırdık.

Kahramanmaraş’ta Aileyi Çifte Sevinç Sardı: İki Kardeş Aynı Gün Evleniyor
Kahramanmaraş’ta Aileyi Çifte Sevinç Sardı: İki Kardeş Aynı Gün Evleniyor
İçeriği Görüntüle

***

Dosya burada kapandı sandık. Aylar sonra Onikişubat İlçe Emniyet Müdürlüğü’nden gelen bir çağrıyla yeniden açıldı. Hakkımızda “hakaret” suçlamasıyla işlem başlatıldığını öğrendik. Üstelik Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 6 bin TL para cezası kesilmişti.

***

Peki, neydi hakaret? Mahkeme kararını yazmak mı? Dosyayı incelemek ve durumu anlamak için savcıyla görüştüm. Anlattık: “Biz sadece mahkeme kararlarını haber yaptık.” Aldığımız cevap ise oldukça dikkat çekiciydi: “Başlıkta ‘tacizci’ yazmışsınız, o yüzden ceza verdim.” Yetmedi. 6 bin TL’lik ceza “iptal edildi” ve aynı anda 10 bin 500 TL’ye çıkarıldı.

***

Evet, yanlış okumadınız. İtiraz ettiğiniz bir durumda cezanız düşmedi, artırıldı. Biz cezaya karşı değiliz. Ama hukuksuzluğa karşıyız.

***

Türk Dil Kurumu’na göre “taciz” kelimesinin anlamı açıktır: “Tedirgin etme, rahatsız etme.” Mahkeme kararlarında sabit olan bir eylemin, dildeki karşılığını kullanmak ne zamandan beri hakaret sayılıyor?

***

Burada asıl tartışılması gereken konu tam da budur. Bir savcı, açık mahkeme kararlarına dayanan bir haberi nasıl “hakaret” olarak değerlendirebilir? Daha da önemlisi, aynı dosyada önce ceza verilip ardından bu cezanın artırılması hangi hukuki mantıkla açıklanabilir?

Bu tablo, hukuki bir değerlendirmeden çok, kişisel yoruma dayalı bir yaklaşımı akıllara getirmektedir.

***

Unutulmamalıdır ki; savcının görevi gazeteciyi susturmak değil, hukuku korumaktır. Basının görevi de tam olarak budur: Gerçeği, belgeleriyle birlikte kamuoyuna aktarmak.

***

Eğer mahkeme kararlarını yazmak suç haline getiriliyorsa, o zaman şeffaflıktan, adaletten ve kamu denetiminden söz etmek mümkün değildir.

***

Bugün bir gazeteciye kesilen bu ceza, aslında yalnızca bir kişiye yönelik değildir. Bu, toplumun haber alma hakkına yönelmiş açık bir müdahaledir. Hukuk, kişilere göre eğilip bükülmez. Adalet, yorumla değil, kuralla işler.

***

Aksi halde bugün kalemi cezalandıran anlayış, yarın gerçeği konuşan herkesi susturmanın yolunu açar. Ve o gün geldiğinde kaybeden sadece gazeteciler değil, adaletin kendisi olur.