Eğitim Sen Kahramanmaraş Şubesi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’nda yaşanan ve bir öğretmen ile dokuz öğrencinin hayatını kaybettiği katliamın hafızalardaki acısının sürdüğü belirtildi. Açıklamada, böylesine ağır bir olayın ardından Millî Eğitim Bakanlığı’nın yaşananlardan ders çıkarması, kendi sorumluluğuyla yüzleşmesi, şiddetin nedenlerini ve ihmalleri tüm yönleriyle ortaya çıkarması gerektiği vurgulandı.

Ancak Bakanlığın, sorumluluğunu kabul ederek kamuoyuna hesap vermek yerine öğretmenleri cezalandırma yolunu seçtiği ifade edildi. Açıklamada, katliamdan bir gün önce Siverek’te bir okulda yaşanan silahlı saldırı üzerine sendikaların, eğitimde şiddeti protesto etmek ve Bakanlığı gerekli önlemleri almaya çağırmak amacıyla iş bırakma kararı aldığı hatırlatıldı.

Bu karar doğrultusunda 15 Nisan’da iş bırakarak okula gitmeyen öğretmenler hakkında soruşturma yürütüldüğü, öğretmenlerin başka illere sürgün edilmesi ve disiplin cezaları verilmesinin kabul edilemez olduğu belirtildi.

“Öğretmenlerin cezalandırılması utanç vesikasıdır”

Şiddete karşı ses çıkaran, güvenli eğitim ortamları talep eden ve Bakanlığı sorumluluğunu yerine getirmeye çağıran öğretmenlerin cezalandırılmasının; akılla, vicdanla ve hukukla bağdaşmayan açık bir utanç vesikası olduğu ifade edildi.

Kahramanmaraş’ta Merdan Balık Evi’nde Lezzet Mesaisi
Kahramanmaraş’ta Merdan Balık Evi’nde Lezzet Mesaisi
İçeriği Görüntüle

Açıklamada, “Sayın Bakana soruyoruz: Peki, ne istiyordunuz? Hepimiz sizin yaptığınızı yaparak hiçbir şey olmamış gibi mi davransaydık? Çocukların can güvenliğini sağlayın diye uyarmak ve meşru araçları kullanarak dillendirmek nasıl sorgulanan ve cezalandırılan bir suç olarak tanımlanabilir? Öğretmenler katliam günü okulda olsaydı bu katliam yaşanmayacak mıydı? Yoksa duyarlılık gösterip gerekli önlemleri almak sizin sorumluluğunuz değil mi?” ifadelerine yer verildi.

Bir gün önce başka bir okulda yaşanan saldırının ardından risk taşıyan okullarda gerekli güvenlik önlemleri alınsaydı, eğitim kurumlarında şiddetin önlenmesine yönelik etkili tedbirler hayata geçirilseydi ya da gerekli görülen yerlerde eğitime ara verilseydi bu katliamın yaşanıp yaşanmayacağı sorgulandı.

“Sorumluluk öğretmenlerin değil, iktidarın”

Bugün sorumluluğu öğretmenlere yüklemeye çalışmak yerine öncelikle Bakanlığın kendi sorumluluğuyla yüzleşmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, eğitim kurumlarında şiddetin yaşanmasını önlemenin ve güvenliği sağlamanın öğretmenlerin değil, başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere iktidarın sorumluluğu olduğu kaydedildi.

Bir öğretmenin ve dokuz öğrencinin yaşamını yitirdiği bu okulda hangi ihmallerin yaşandığı, kimlerin idari sorumluluk taşıdığı ve eğitim kurumlarının güvenliği için hangi kalıcı çözümlerin geliştirildiğinin hâlâ açıklığa kavuşturulmadığı belirtildi. Okullarda yaşanan şiddetin; derinleşen yoksulluk, eşitsizlikler, toplumsal gerilim, geleceksizlik, dışlanma ve çocukların psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarından yoksun bırakılmasından bağımsız ele alınamayacağı ifade edildi.

Çözümün; sorumluluğu öğretmenlere yükleyerek, soruşturma, disiplin cezaları ve sürgünlerle baskı kurmak değil, şiddeti üreten toplumsal koşullarla yüzleşmek ve kamusal sorumluluğun gereğini yapmak olduğu vurgulandı.

“Öğretmenleri sürgün ederek sorumluluğunuzu örtbas edemezsiniz”

Açıklamada, Millî Eğitim Bakanlığı’nın görevinin öğretmenleri susturmak, sendikal haklarını kullanan eğitim emekçilerini cezalandırmak olmadığı belirtildi. Bakanlığın asli görevinin; öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yaşam hakkını korumak, okullarda güvenli eğitim ortamını sağlamak ve eğitim kurumlarında şiddeti önleyecek toplumsal politikaları hayata geçirmek olduğu ifade edildi.

Yaşanan katliam karşısında öğretmenlerin tepki göstermesinin meşru bir hak olduğu, arkadaşlarının ve öğrencilerinin ölümünün hesabını sormanın suç olmadığı, sendikal hakları kullanmanın ise hiçbir biçimde suç olarak değerlendirilemeyeceği kaydedildi. Bunların tamamının insan hakları temelinde, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler tarafından güvence altına alınmış temel hak ve özgürlükler olduğu vurgulandı.

Asıl sorgulanması gerekenin, böylesine ağır bir olayın bir eğitim kurumunda nasıl yaşanabildiği olduğu belirtilen açıklamada, asıl soruşturulması gerekenin öğretmenler değil, katliama giden yolu açan ihmaller zinciri olduğu ifade edildi.

Bugün yapılmak istenenin; ihmallerin hesabını vermek yerine itiraz edenleri cezalandırmak, sorumluluğu olanlardan hesap sormak yerine yaşananlara tepki gösteren eğitim emekçilerini hedef haline getirmek olduğu belirtilerek, “Buna izin vermeyeceğiz” denildi.

MEB’e çağrı: “Görevinizi yapın”

Açıklamada, Millî Eğitim Bakanlığı’na bir kez daha seslenilerek şu talepler sıralandı:

Öğretmenlerle ve üye oldukları sendikalarla uğraşmayı bırakın, görevinizi yapın.

Tepeden inme disiplin cezalarınızı ve sürgün kararlarınızı geri çekin.

Sendikal faaliyetleri ve demokratik hak kullanımlarını kriminalize ederek soruşturma ve cezalandırma süreçlerinden vazgeçin.

Eğitim Sen olarak, haksız ve hukuksuz biçimde sürgün edilen biri üyeleri, 13 eğitim emekçisi arkadaşları başta olmak üzere, MEB’in baskı ve cezalandırma politikalarına maruz kalan tüm eğitim emekçilerinin yanında oldukları belirtildi. Baskılara, soruşturmalara, cezalara ve sürgünlere karşı hukuki ve sendikal mücadelenin her platformda kararlılıkla sürdürüleceği ve hiçbir eğitim emekçisinin bu hukuksuzluklar karşısında yalnız bırakılmayacağı ifade edildi.