Olay, başta ABD olmak üzere tüm dünyada yankı bulmuştu. 13 öğrenci ve 1 öğretmenin hayatını kaybettiği, 20 öğrencinin yaralandığı saldırıda saldırgan iki arkadaş, olayın sonunda intihar etti. Bu vaka, okul ortamlarında şiddetin modern anlamda en önemli kırılma olayı olarak kabul görüyor.

Hukukçu-Psikolojik Danışman Serhat Özdili’nin Independent Türkçe için yazdığı makalede okul saldırıyla ilgili süreçler aktarıldı.

Açık kaynaklarda yer alan araştırmalar, Columbine katliamından sonra 20'den fazla okul saldırısının gerçekleştiğini, 50'den fazlasının ise plan aşamasında engellendiğini gösteriyor. (ABD'nin Connecticut eyaletinde geçen yıl bir ilkokulda 26 kişiyi öldüren saldırganın, 1999'da yaşanan Columbine katliamı konusunda "saplantılı" olduğu ortaya çıktı.) 1

Bu vakaların bütününe bakıldığında tetiklenme etkisi kavramının etkili olduğuna dair güçlü bir kanaat var. Literatürde Werther etkisi – Copycat effect olarak yer alan iki ayrı kavram, şiddet veya intihar davranışlarının medya görünürlüğü ve sosyal öğrenme yoluyla benzer eğilimdeki kişiler arasında yayılmasını ifade ediyor. Okullarda gerçekleştirilen şiddet vakaları incelendiğinde, faillerin önemli bir kısmının öncül olayları referans aldığına dair kanıt ve anlatımlarla karşılaşılıyor.

turkiyeraporlari.com sitesinde yer alan "Bir Amerikan Trajedisi: Okul Baskınları" başlıklı analiz, ABD'de gerçekleşen okul baskınlarına dair geniş bir derleme ve sayısal veriler içermesi açısından oldukça dikkat çekici.

15 Nisan günü Siverek'te bir lisede okulu silahla basan mezun öğrencinin 16 öğrenciyi yaralayarak intihar etmesi büyük yankı uyandırmıştı.

Aynı gün Mersin'de okula silah ile gelerek eylem hazırlığında bulunan lise son öğrencisinin yakalandığı haberi kamuoyuna yansıdı.

Bu olaylar tartışılırken bu kez Kahramanmaraş'ta bir ortaokulda, psikolojik açıdan olumsuz davranışlar sergilediği kaydedilen bir öğrencinin, emniyet mensubu babasına ait birden fazla tabanca ile okula gelerek 8 öğrenci ve 1 öğretmeni öldürdüğü haberi tüm ülkeyi yasa boğdu.

Bu tablo, okul ortamlarında şiddetin yalnızca belirli bir ülkeye özgü bir sorun olmadığını, aksine küresel ölçekte benzer dinamiklerle ortaya çıkan bir olgu hâline geldiğini göstermektedir. Ancak her ülke bu olguyu kendi toplumsal yapısı, ekonomik koşulları ve kültürel dönüşümleri içinde yeniden üretmektedir.

Bu nedenle Columbine ile başlayan süreç, sadece Amerika'ya ait bir güvenlik sorunu olarak değil, farklı toplumlarda farklı biçimlerde tezahür eden daha geniş bir yapısal problemin başlangıç noktası olarak da okunmalıdır. Türkiye'de son yıllarda yaşanan olaylar da bu küresel çerçevenin yerel koşullar içinde nasıl şekillendiğini göstermesi açısından ayrıca önem taşımaktadır.

Akışa bakıldığında Siverek'teki vakanın Mersin ve Kahramanmaraş'taki failleri tetiklediği yönünde haklı yorumlar var. Olayın sıcaklığıyla hem ana akım medyada hem de sosyal medyada tartışmalar hız kazandığı için şiddetin görünürlüğü arttı. Dolayısıyla bu olay, zihninde benzer şiddet eğilimi bulunan kişileri harekete geçirmiş görünüyor. Sorumlu yayıncılık ve sosyal medya kullanımının önemini bu olayla birlikte yeniden hatırlamış olduk.

SANKO Rektörü Dağlı: “Hekimlerimiz, Toplumun En Değerli Neferleridir”
SANKO Rektörü Dağlı: “Hekimlerimiz, Toplumun En Değerli Neferleridir”
İçeriği Görüntüle

Milli Eğitim Bakanlığı resmî verilerine göre ilkokul, ortaokul ve liselerde kayıtlı toplam 16 milyonu aşkın öğrenci bulunuyor. Yaşanılan vakalar özelinde yürütülen tartışmaların salt güvenlik kaygılarına odaklanılarak popülist söylemlerle sürdürülmesi, Siverek ve Kahramanmaraş'taki vakaların toplumun geniş kesimlerinde kaygı ve korku düzeyini artırdığını göstermektedir.

Türkiye'de politik alanın popülistleşmesi, sağlıklı bir kamusal tartışma yapma imkânını günden güne zayıflatırken, okul ortamlarında şiddetin tartışılması da bu bağlamda eksik ve parçalı bir şekilde ilerliyor. Okul ortamlarında yaşanan şiddet yapısal bir sorunun göstergesidir.

Şiddet, tek boyutla açıklanamayacağı gibi fotoğrafın bütünü görülmeden yapılan değerlendirmeler de çözüm üretmeyi zorlaştırıyor. Sorunun doğru tarifini yapmak, soruna ait tüm boyutları açığa çıkarmak ile mümkün. Okul ortamını merkeze koyarken dıştan içe doğru ilerlemek daha doğru bir analiz imkânı sunar.

Güvenli bir kamusal alan olarak kodlanan okullar, içinde yaşanılan toplumun etkisi altındadır. Zaten toplumun Siverek ve Kahramanmaraş'taki olaylar neticesinde şok hâli yaşaması da bu algının kırılmasına verdiği tepkiden kaynaklanıyor.

Türkiye'de şiddet ve suç olgusunun ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarla iç içe şekillendiğini görüyoruz. Adalet Bakanlığı'nın adli istatistiklerine bakıldığında yılda 2–3 milyon suç dosyasının açıldığı görülmektedir. Şiddetin toplumsal yaşama ciddi yansımaları vardır.

Suçlardaki artışın, silahlara erişimin görece kolay olmasının ve adli suçlara karşı etkin olmayan bir ceza infaz sisteminin varlığını birlikte okumak gerekir.

Özellikle suçu ve şiddeti öven televizyon içerikleri ile sosyal medya rol modellerinin varlığı, ergenlik öncesi ve ergenlik dönemindeki çocuklar üzerinde olumsuz etkiler üretiyor. Akran baskısına maruz kalan, dışlanan, şiddete maruz kalan ya da psikolojik olarak zorlanan çocuklarda bu etkilerin daha görünür hâle geldiği durumlarla karşılaşılmaktadır.

Sağlıklı ve kendini geliştiren bireylerin varlığı, sağlıklı bir aile içi iletişim ile mümkündür. Ailelerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurması ve kişisel gelişimleriyle etkin bir şekilde ilgilenmeleri önünde engeller var. Aileler ya yeterli eğitim ve bilinç düzeyine sahip değil ya da sosyo-ekonomik koşullar aileleri çocuk yetiştirme konusunda ciddi bir şekilde zorluyor.

AÇEV'in 2017 yılında yayımladığı raporda yer alan "Babaların çocuklarıyla yaptığı aktiviteler" grafiği konuya ilişkin çok fazla ipucu barındırıyor. (Grafik). Yürütülen tartışmalarda ailelerin direkt olarak suçlanmasının haksız bir boyutu da var.

Türkiye'de çeşitli kuruluşlar tarafından açıklanan açlık ve yoksulluk sınırlarına bakıldığında ailelerin çetin bir mücadele içerisinde olduğu da görülüyor. Güçlü aile kavramının bu tartışma bağlamında güncellenmesine de ihtiyaç var.

Güçlü aile, sağlıklı ebeveynlerin asgari refah düzeyine sahip olmasıyla birlikte çocuklarını psikolojik açıdan sağlıklı yetiştirebildiği, bireylerin hem bireysel hem de aile ferdi olarak kendisini mutlu hissettiği bir toplumsal yapı olmalıdır. Sosyal farkların ve ekonomik sınıflar arasındaki farkların açıldığı bir toplumda şiddetin bir çıktı olarak karşımıza çıkar. Sadece şiddetin vuku bulduğu kamusal mekânların korunması tek başına şiddeti ortadan kaldırmaz.

Günümüzde yeni nesil iletişim araçlarına sahip öğrencilerin dünyayı anlama ve anlamlandırma becerilerinin, kendisinden önceki kuşaklardan çok farklı olduğu görülüyor. Günümüz öğrencileri, kendisinden önceki kuşakların otorite ve sınır algılarına sahip değiller.

Özellikle küreselleşmenin getirdiği ekonomik sistemin piyasacı ve rekabetçi olması, yeni nesil öğrencilerin tüketim alışkanlıklarını da bir yönüyle belirliyor.

Türkiye'de eğitim, eskiye oranla sosyal sınıfı ve ekonomik statüyü değiştiren bir araç olarak görülmüyor. Eğitim prestij kaybettikçe eğitim ortamlarına karşı öğrencilerin yaklaşımı da doğal olarak değişiyor. Özellikle okullarda öğretmen ve idareye karşı tüketici-müşteri bakış açısıyla yükselen veli otoritesinin, öğretmenin sınırlarını ve otoritesini daraltması da bu yönüyle dikkat çekicidir.

Sosyal medyada öğretmenlik mesleğinin sistematik şekilde hedef alınması, sömestr ve yaz tatilleri öne sürülerek öğretmenlerin itibarsızlaştırılması dikkat çekicidir.

Öte yandan özellikle yeni nesil öğretmenlerin öğrenciyi sosyal medya nesnesi hâline getirerek fenomen olmaya çalışması da öğretmenlik mesleğinin sabote edilmesini gözler önüne seriyor. Bütün bunlar okul ortamlarında sınır ve otorite algısının ters yüz edilmesini belli açılardan açıklıyor.

(Yazı boyunca açıkladığım otorite kavramı, öğretmenin mutlak ve buyurgan bir odak olmasını değil, kamusal hizmet olan eğitimin verilmesinde sınırları kontrol eden ve düzenleyen bir rehber olmasını ifade ediyor.)

Eğitim ortamlarında rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin şiddetin önlenmesinde kilit bir role sahip olduğu nesnel bir gerçek; ancak okullarda etkin bir psikolojik danışma hizmeti vermenin çok yönlü zorluklarını da konuşmak durumundayız.

Özellikle velilerin çocuk psikolojisi konusunda yeterli bilinç düzeyine sahip olmaması ile çocuğun ihtiyaç duyduğu psikolojik desteği "damgalanma" korkusuyla reddetmesi de önemli bir sorun alanı olarak karşımıza çıkıyor.

Çocuğun okul psikolojik danışma servisi tarafından ihtiyaç duyduğu üst sağlık hizmetine yönlendirilmesi, velisinin rızası olmadan bir anlam ifade etmiyor. Kahramanmaraş'taki failin annesinin, okul rehber öğretmeninin yönlendirmesini reddederek psikolog ile yetinmesini ortaya çıkan korkunç bilanço ışığında tekrar değerlendirmeliyiz.

Okul ortamlarında yaşanan şiddet olaylarını yalnızca bireysel tercihler ya da anlık patlamalar üzerinden açıklamak yetersiz kalıyor. Bu tür olaylar, daha geniş bir sosyo-ekonomik düzenin, refah eksikliğinin ve toplumsal destek mekanizmalarındaki zayıflığın eğitim alanına yansıması olarak görülmelidir.

Gelir adaletsizliği, yoksulluk ve giderek artan yaşam maliyetleri ailelerin çocuklarıyla kurduğu ilişkiyi doğrudan etkilemekte, bu da çocukların duygusal ve sosyal dünyasında ciddi kırılganlıklar yaratmaktadır.

Öte yandan psikolojik destek mekanizmalarının yeterince erişilebilir ve etkin olmaması, riskli davranışların erken dönemde fark edilmesini ve müdahale edilmesini zorlaştırmaktadır.

Bu nedenle çözüm, sadece okul güvenliğini artırmaya indirgenemez; sosyal refahın güçlendirilmesi, ailelerin ekonomik ve psikolojik olarak desteklenmesi ve okul temelli psikolojik danışma hizmetlerinin daha işlevsel hâle getirilmesi zorunludur.

Bu nedenle meseleye yalnızca okul güvenliği perspektifinden bakmak yerine, sosyal refahın güçlendirilmesi, ailelerin ekonomik ve psikolojik açıdan desteklenmesi ve okul temelli rehberlik hizmetlerinin daha kapsayıcı hâle getirilmesi gibi çok yönlü bir yaklaşımın birlikte düşünülmesi gerektiği açık bir gerçek olarak karşımızda duruyor.


Öğrencilerini kurtarmak için kendisini feda eden Ayla öğretmenimiz ve adlarını kalbimize büyük harflerle kazıdığımız 9 öğrencimizin anısına saygı, rahmet ve minnetle….