Gündeşli, on binlerce yurttaşın hayatını kaybettiği, Kahramanmaraş’ta 7 bin 491 binanın yıkıldığı ve 200 binden fazla yapının ağır hasar aldığı depremlerin yıl dönümünde, kaybedilenlerin saygıyla anıldığını belirterek, bu tarihin yalnızca bir anma günü değil, aynı zamanda ihmallerin ve yanlış tercihlerin sonuçlarını hatırlatma günü olduğunu vurguladı.
Türkiye’de depremin “beklenmedik” bir doğa olayı olmadığının altını çizen Gündeşli, depremlerin ne zaman ve nerede olacağının kesin olarak bilinemese de öngörülebilir olduğunu, etkilerinin ise büyük ölçüde azaltılabileceğini ifade etti. Yıkımın büyüklüğünün depremin şiddetinden çok, yapı üretiminin kalitesi, denetim mekanizmaları ve risk azaltma politikalarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Gündeşli, aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu denli yıkıma yol açmamasının, sorunun doğadan değil insan eliyle yaratılan zaaflardan kaynaklandığını ortaya koyduğunu söyledi.
Orta büyüklükteki depremlerde bile büyük yıkımlar yaşandığına dikkat çeken Gündeşli, geçtiğimiz yıl Balıkesir Sındırgı’da 10 Ağustos ve 27 Ekim tarihlerinde meydana gelen 6,1 ve 6 büyüklüğündeki depremler sonrası 729 binadaki 1.036 bağımsız bölümün ağır hasarlı veya yıkık olarak tespit edildiğini hatırlattı. Yine 23 Nisan’da Silivri açıklarında meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin İstanbul ve Marmara Bölgesi’nde büyük endişe yarattığını, deprem sonrası iletişim ağlarının çökmesi ve toplanma alanlarının yetersizliğinin, daha büyük bir depremde yaşanabileceklerin endişe verici olduğunu dile getirdi.
Türkiye’deki yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ yüksek deprem riski altında olduğunu vurgulayan Gündeşli, yapıların büyük kısmının 2000 yılı öncesi inşa edildiğini, yanlış zemin seçimi, hatalı kat rejimi, imar affı ile mevzuata aykırı değişiklikler ve mühendislik hizmeti almamış kaçak yapıların ciddi risk oluşturduğunu ifade etti. TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonu’nun 2023 tarihli raporunda ülke genelinde 6-7 milyon konutun acilen dönüştürülmesi gerektiğinin belirtildiğini anımsatan Gündeşli, buna rağmen hâlâ bütüncül ve şeffaf bir yapı envanterinin oluşturulmadığını söyledi.
6 Şubat depremlerinde Kahramanmaraş’taki 239 bin 159 binanın 7 bin 491’inin, yani yüzde 3,2’sinin yıkıldığını belirten Gündeşli, yıkılan binaların yüzde 96’sının 2000 yılı öncesinde inşa edilmiş olmasının dikkat çekici bir veri olduğunu kaydetti. Buna rağmen yıkımların sorumluluğunun meslektaşlarının üzerine yıkıldığını ifade eden Gündeşli, kullanım durumu bilinmeyen ve kontrol edilemeyen yapılardan mühendislerin ömür boyu sorumlu tutulmasının mantık dışı olduğunu söyledi. Her mamulün bir kullanım ömrü olduğu gibi binaların da olması gerektiğini belirten Gündeşli, mülkiyet hakkı gereği yapı üzerindeki karar yetkisinin malik ve idarelerde olduğunu vurguladı.
Yanlış ve hatalı bilirkişi raporlarının da etkisiyle birçok inşaat mühendisinin tutuklu olduğunu veya yargı süreçlerinin devam ettiğini dile getiren Gündeşli, “İnşaat mühendisleri bu ülkenin düşmanı değil, üretici gücüdür” dedi. Yıkılan şehirlerin yeniden ayağa kalkmasında ve afetlere dirençli kentlerin oluşturulmasında on binlerce mühendisin büyük bir özveriyle çalıştığını ifade etti.
Depreme dirençli bir Kahramanmaraş için yapı stokunun güçlendirilmesi ve riskli yapıların dönüştürülmesi gerektiğini vurgulayan Gündeşli, İstanbul’da uygulanan “Kentsel Dönüşümde Yarısı Bizden” kampanyası ve benzeri uygulamaların Kahramanmaraş’ta da hayata geçirilmesi çağrısında bulundu. Depreme hazırlığın afet sonrasına sıkıştırılmaması gerektiğini belirten Gündeşli, asıl belirleyici olanın deprem öncesinde yapılan çalışmalar olduğunu ifade etti.
Okulların, hastanelerin, kamu binalarının ve altyapı sistemlerinin ne kadar güvenli olduğunun şeffaf şekilde paylaşılması gerektiğini dile getiren Gündeşli, afet yönetiminin yalnızca arama-kurtarma kapasitesiyle değil, risk azaltma ve hazırlık düzeyiyle ölçülmesi gerektiğini söyledi. Deprem toplanma alanlarının yetersizliğine de dikkat çeken Gündeşli, bu alanların imara açılmasının ciddi bir tehlike yarattığını, toplanma alanlarının afet öncesi planlamanın temel unsuru olması gerektiğini kaydetti.
Deprem toplanma alanlarının yalnızca boş alanlar olmadığını, geçici barınma, elektrik, su, ısınma, tuvalet ve duş gibi temel ihtiyaçların karşılanabileceği altyapıya sahip olması gerektiğini belirten Gündeşli, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak afetlerin kader olmadığını bir kez daha vurguladı.
Açıklamasının sonunda 6 Şubat’ta hayatını kaybedenleri rahmetle anan Gündeşli, “Bilimin ve mühendisliğin uyarılarını dikkate almadan geçen her gün, yeni felaketlerin zeminini hazırlamaktadır. Türkiye 6 Şubat’ı unutmadı, unutmayacak. Allah bir daha böyle bir acı yaşatmasın” ifadelerini kullandı.




